Süt Biraz Sıcakken Mayalanırsa Ne Olur? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
İstanbul’da yaşıyorum. Sabahları ofise gitmek için çıktığımda sokakta gördüklerim, toplu taşımada yaşadıklarım, kısacası hayatın her alanı, bana her gün farklı bakış açıları kazandırıyor. Sadece bir iş için değil, bir insan olarak toplumun her kesimiyle bir şekilde etkileşimde bulunmak, bana toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle ilgili çok şey öğretiyor. Son zamanlarda, bir arkadaşımın yaptığı küçük bir sohbette, ‘süt biraz sıcakken mayalanırsa ne olur?’ sorusuna cevap ararken aslında bir şey fark ettim: Süt biraz sıcakken mayalanırsa, toplumsal eşitsizlikler de biraz sıcakken ‘mayalanıyor’ ve bir şekilde bu toplumsal ‘hamur’ karışıyor, şekil alıyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, “Süt biraz sıcakken mayalanırsa ne olur?” Bu kadar felsefi bir soruya neden bu kadar derinlemesine bakıyorum? Ama ben size şöyle anlatayım: Herhangi bir şeyin doğru olabilmesi için en uygun ortamı yaratmak gerekir. Bu, hamurdan ekmeğe, hayattan toplumsal yapıya kadar her şeyde geçerli bir kural. Ve ne yazık ki bazen bazı gruplar, bu ‘doğru ortamı’ bulmakta zorlanıyor. Bunu, sokakta gördüğüm küçük ama anlamlı örneklerden size aktarmaya çalışacağım.
Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve ‘Sıcaklık’ Meselesi
Bir sabah, sabah erken saatlerde işime gitmek için metrobüse bindiğimde, yanımda konuşan bir grup kadının yaptığı sohbet dikkatimi çekti. Bir tanesi, evdeki işlerin biriktiğinden ve her gün bu işlerin içine gömülmekten bunaldığından bahsediyordu. Bir başka kadın ise “Bunlar iş değil ki, öyle herkesin yaptığı doğal şeyler,” diyordu. Burada önemli bir ayrım vardı: Toplumsal cinsiyetin nasıl bir ‘sıcaklık’ oluşturduğunu ve bu sıcaklığın, kadınları ne kadar bunaltan bir duruma soktuğunu düşünmeme yol açtı. Kadınlar, evdeki işlerin sürekli bir şekilde üstlerine yıkıldığı bir toplumda, adeta mayalanmak için bir fırsat bulamıyorlar. Çünkü bu işlerin, çoğu zaman emeklerinin karşılığını alamadıkları işler olarak görülmesi, onların kendi potansiyellerini tam anlamıyla ortaya koymalarına engel oluyor.
Bu anlamda, süt biraz sıcakken mayalanmazsa, toplumsal cinsiyet eşitsizliği de zamanında müdahale edilmediği takdirde ciddi problemlere yol açıyor. Kadınların iş gücüne katılımı, fırsat eşitliği ve hakları konusundaki engeller, aslında toplumun büyük bir kısmının kendini geliştirememesiyle sonuçlanıyor. Sıcak ortam, mayalanmaya uygun bir zemin oluşturduğunda, insanlar potansiyellerini daha rahat gösterebiliyorlar. Ancak bu sıcak ortam her zaman herkes için aynı şekilde sağlanmıyor. Kadınların mücadele ettiği bu ‘sıcaklık’ bazen onların, eşitlik mücadelesinde geride kalmalarına neden olabiliyor.
Çeşitlilik: Farklı Sütler, Farklı Mayalanmalar
Bir başka bakış açısı ise çeşitlilik meselesine geliyor. Herkesin farklı bir geçmişi, hikayesi, kimliği var. Sokakta, toplu taşımada farklı insanlarla karşılaştığımda, onların hikayelerine tanık olmak bana, çoğu zaman insanın ‘sütü’ ve ‘sıcaklık’ kavramını nasıl farklı deneyimlediğini gösteriyor. Çeşitli etnik kökenlerden gelen bireylerin, engelli bireylerin, LGBT+ topluluğunun yaşadığı deneyimler de birbirinden farklı. Bir kişinin yaşadığı ‘sıcaklık’ başka birine göre çok farklı olabilir. Örneğin, bir kadın için toplumsal cinsiyet normları, bir trans birey için toplumsal cinsiyet kimliği normları, bir engelli birey için de toplumsal yapının engelleri, hayatı çok daha zor hale getirebilir.
Toplumda, herkesin ‘sütü’ farklı derecelerde ‘sıcakken’ mayalanıyor. Bununla birlikte, herkesin bu mayalanma şansına eşit erişimi yok. Özellikle, sosyo-ekonomik durumu zayıf olan, dışlanmış gruplar, ‘sıcak ortamı’ elde etmekte en çok zorlananlar arasında. Yani, herkesin ‘sıcaklığa’ ve dolayısıyla ‘mayalanma şansına’ ulaşması için toplumsal adalet gereklidir. Bunu anlatan en iyi örneklerden biri, İstanbul’daki farklı semtlerden insanların günlük yaşamlarını gözlemleyerek anlayabileceğimiz bir şey: Zengin semtlerdeki insanlar, iş bulma, eğitim ve sosyal hizmetlere ulaşmada kolayca ‘sıcaklığı’ bulabilirken, daha az gelişmiş bölgelerdeki bireyler aynı fırsatları bulmakta zorluk çekiyor. Farklı ‘sütlerin’ farklı sıcaklıklarla mayalandığını görmek, aslında daha fazla çeşitliliği ve eşitliği savunmak gerektiğini ortaya koyuyor.
Sosyal Adalet: Hangi ‘Sıcaklıkta’ Mayalanmalıyız?
Sosyal adalet perspektifinden baktığımızda, herkesin ‘sıcaklığı’ ve ‘mayalanma ortamı’ farklı olsa da, bu ortamları daha eşit hale getirmek için bir şeyler yapılması gerektiğini söyleyebiliriz. Geçtiğimiz günlerde, iş yerinde genç bir çalışanın terfi etmesiyle ilgili bir tartışma olmuştu. Genç bir kadın, yaşadığı baskılar nedeniyle terfi etmekte zorlanıyordu. Yöneticisinin ona yönelik tutumu, bazen farkında olmadan ‘sıcaklık’ konusunda büyük bir eşitsizliğe yol açıyordu. Buradaki temel sorun, kadının hak ettiği fırsatları bulamamasıydı. Eğer sosyal adalet sağlanabilirse, bu sıcaklık hem kadınlar hem de diğer dışlanmış gruplar için aynı şekilde sağlanabilir. Ancak toplumsal yapılar, bu sıcaklığın herkese eşit olarak dağılmasını engelliyor.
Sonuç: Sıcaklık ve Adaletin Birleşimi
Süt biraz sıcakken mayalanırsa ne olur? Bence, bu sorunun cevabı, toplumsal eşitsizliğin ve fırsat eşitsizliğinin nasıl görünür hale geldiğiyle doğrudan ilişkili. Eğer herkesin aynı sıcaklıkta ve koşullarda mayalanmasına olanak tanınırsa, toplum çok daha adil ve eşit olur. Süt, sıcaklığını bulduğu yerde en iyi şekilde mayalanır. Ve eğer toplumsal yapılar da bu sıcaklığı, fırsat eşitliği ve adaletle harmanlarsa, her birey potansiyelini en yüksek düzeyde ortaya koyabilir.
Siz de sokakta yürürken ya da toplu taşımada yanınızdaki insanlarla sohbet ederken, onların sıcaklıklarının ve ‘mayalanma’ fırsatlarının ne kadar farklı olduğunu fark ediyorsunuzdur. Aslında hayat, küçük ama önemli bu sıcaklık farklarıyla şekilleniyor. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet, hepimizin ortak yaşam alanını daha adil kılmanın en temel araçlarıdır. Şimdi, bir dahaki sefere süt mayalarken bu farklı sıcaklıkları düşünün. Belki de herkesin ‘sütü’ aynı sıcaklıkta olursa, hep birlikte daha iyi mayalanabiliriz.